SOKRATES BALDIRAN ZEHİRİNİ NEDEN İÇTİ?

Sokrates ilk çağın en seçkin en önemli düşünürü ve filozofuydu. Değişik kişiliği, ilginç tavır ve davranışları, konulara gerçekçi yaklaşımları ve özgür eleştirileriyle etrafındakileri derinden etkiliyordu.

 

Kimdi etrafındakiler? Öğrencileri olan gençlerdi. Eflatun (Platon), Aristo gibi, halkın çocuklarıydı. Hepsi de hocalarına hayrandı. Sokrates gösterişi sevmeyen , mütevâzı, çok sabırlı, alçak gönüllü, sözüne ve borcuna ölesiye sadık, dürüst karakterli bir insandı.

 

Sokrates gençlik döneminde askerlik, halk jürisi üyeliği, yargıçlık görevlerinde bulunmuş ve çok başarılı olmuştu. Yaşamı boyunca haksızlığa, kanunsuzluğa, çıkarcılığa ve hilekârlığa hiç bulaşmamıştı.

 

Sokrates bütün bu erdemli davranışlarıyla  yaşadığı yüz yıldan, binlerce yılı geride bırakarak günümüze kadar ulaşan nadir insanlardan biridir. Hem de düşüncelerini, değerlendirmelerini, değişlerini ve öngörülerini içeren  hiçbir kitabı ve yapıtı olmadan.

 

Ancak  başını Eflâtun’un çektiği öğrencilerinin ve arkadaşlarının derlediği belgelerden, bizlere kadar ulaşmış bilgileri içeren yapıtlardan, Sokrates’in bütün yaşamını ve kişiliğini öğreniyoruz.

 

Sokrates para sıkıntısı çekmesine rağmen öğrencilerinden hiç ücret almıyordu. Bu işi büyük bir zevkle yapıyordu. Durum gençler arasında yayılıyor ve öğrencilerin sayısı giderek artıyordu. Sokrates toplantıları giderek ilginçleşiyor ve   ciddi bir çekim merkezi oluyordu.

 

Ders konularının müzâkeresinde ve verilen örneklerin tartışılmasında bazı yeni görüşlerin gündeme gelmesi, mevcut statükonun eleştirilmesi ve bu durumdan çıkarı olanların geleceklerinden endişe duymalarına neden oldu. Bunun üzerine Atina yöneticileri,  Sokrates’in, gençleri düzene ve dine isyana teşvik ile  kent huzurunun bozulmasına sebep olduğu gerekçesiyle, tutuklanmasına ve yargılanmasına karar verdiler.

 

Sonunda Sokrates ön kabullü yargıçlar tarafından yargılanır ve ölüme mahkum edilir. Bir fincan baldıran şurubu içerek yaşamına son verecektir.

 

Öğrencileri ve taraftarları Sokrates’i hapisten kaçırarak kurtarmak istemişlerse de, Sokrates bunu kabul etmemiştir. Çevresindekilere “Ben, bu güne kadar Atina’nın kanunlarıyla yaşadım. Yaşım 70’i geçti. Ve ben suçsuzum. Şimdi teklifinizi kabul edersem, bu yasaları çiğnemiş olurum. İşte o zaman suç işlemiş olurum” diyerek, önerilerini red etmiştir.

 

Sokrates, öğrencilerine ve dostlarına günümüze kadar ulaşan son bir öğütte bulunarak:

 

“Kanunların aksayanlarını düzeltmeye çaba gösterin ama düzeltinceye kadar mevcut yasalara uyun” demiş ve bir fincan baldıran zehirini içmiştir.  Yıl M.Ö. 386’dır.

 

Şimdi tarih M.S. 2011’dir.  Ülkemiz yeni bir milletvekili genel seçimine gitmektedir.

 

Ne gariptir ki, yıllardır milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılsın diyen ve bunu adeta slogan haline getiren önde gelen muhalefet partileri, yargılaması devam eden bir davanın bazı sanıklarını, seçim listelerinin baş tarafında aday göstererek koruma altına almışlardır. Milletvekili seçilmelerini garanti ederek, dokunulmazlık kapsamına girmelerine teşebbüs etmişlerdir.

 

Yaptıkları işlemin,  sorarsanız mutlaka kendilerince verilecek cevapları vardır. Ancak en az iki soruya daha yanıt gerekmektedir;

 

İlki, hangi nedenlerle davanın diğer sanıkları, koruma altına alınmamışlardır?

 

İkincisi de, gönülden bağlı oldukları partilerine, bu güne kadar hizmet veren gerçek partililerin seçilme hakları neden ellerinden alınmış ve mağdur edilmişlerdir?  

  

Yorum Yaz