KAPRİSLERİMİZ VE İNATLARIMIZ GENÇLERİMİZİ ÜZMESİN
5/12/2009
Bazı uygulamaları kabul etmek zorunda kalıyoruz. İçimize sinmese de, yasalara saygılı olmak gerekiyor. Örneğin, üniversiteye giriş sınavlarında uygulanan yöntem. Düz lise mezunlarıyla, meslek lisesi mezunları arasında yaratılan eşitsizlik gibi.
Eski yıllarda böyle bir ayırım yoktu. Bütün aday öğrenciler eşit koşullarda sınava girerler ve başarıları ölçüsünde üniversitelere yerleştirilirlerdi.
Bu yöntem temmuz 1999 yılında bazılarının gördüğü lüzum üzerine değiştirildi. Oysa bütün çağdaş ülkelerde, o gün de bugün de üniversiteye girişler, öğrencilerin eşit koşullarda katıldıkları sınavlarda gösterdikleri başarılara göre değerlendirilir. Doğru olan da budur.
Oysa 21 Temmuz 1999 tarihinde, YÖK yetkilileri yaptıkları değişikliklerle, üniversitelere girmek isteyen adaylar arasında, eşit puan sistemli sınav uygulamasına son vermişlerdir.
Öngördükleri yeni sınav kuralları ise, meslek lisesi mezunlarına negatif ayrımcılık getirerek, üniversitelere girişlerini zorlaştırıyordu.
Danıştay nezdinde yapılan itirazlar ise, “yetki YÖK yönetimine aittir” gerekçesiyle geri çevriliyordu.
Bu arada pek çok uzman, yazar ve bilim insanı tarafından eleştirilen bu uygulamanın esas nedeninin, imam hatip lisesi mezunlarının ilâhiyat fakültesi dışındaki fakültelere girmelerinin önlenmesi olduğu ifade ediliyordu.
Kararın haksızlığı, eşitsizliği ve ayrımcılığı hakkında çok sayıda görüşlerin ortaya konulmasına rağmen uygulama uzun bir süre değiştirilmedi.
Öğrenci velileri, çocuklarını, üniversitelere girebilmesinde önemli avantaj sağlayan bu ayrıcalık nedeniyle, düz liselere göndermeye özen gösterdiler.
Günümüzde ise bu uygulamaların sonucunda, düz liselerde yaklaşık iki milyona yakın öğrenci eğitim ve öğretim görürken, meslek liselerinde ise bir milyon civarında öğrencinin bulunduğu ifade edilmektedir. Oysa çağdaş batı ülkelerinde ise bu durumun tam tersi bir sonuç görülmektedir.
Bu deformasyonu gören YÖK yönetimi, yeni bir görüşle, üniversiteye giriş sınavlarında uygulanmakta olan, ayrımcılıklı kat sayı uygulamasına son verdi(Temmuz 2009).
Üniversitelere girebilmek için sınava katılacak olan öğrencilerin, nereden mezun olduklarına bakılmaksızın, sınavdaki başarısı ölçüsünde yüksek öğrenim programlarına yerleştirileceklerini öngören kararını açıkladı.
YÖK yönetiminin yeni uygulamasına, Danıştay “durdurma” kararı verdi. Karar büyük tartışmalarını beraberinde getirdi. Daha önce “yetki YÖK yönetimine aittir” yorumunu yapan Danıştay Dairesi bu defa yürütmeyi durduruyordu.
Bu karar pek çok ilgililer, yazarlar, bilim insanları tarafından, hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirilmektedir. Uygulamanın durdurulmasının esas nedeninin, imam hatip lisesi mezunlarının üniversitelere girişlerinin engellenmesini isteyen bir ideolojik görüşten kaynaklandığı yaygın olarak vurgulanmakta, yazılmakta ve söylenmektedir.
Türkiye’de, üniversite sınavları için hazırlanan öğrencilerin % 65’i düz liselerde, % 35’i ise meslek liselerinde okumaktadırlar. Korkulan ve endişe duyulan imam hatip liselilerinin oranı ise % 4’tir. Ve bu çocuklar Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarında belli bir eğitim ve öğretimi yine bakanlığın atadığı öğretmenlerin elinden görmektedirler. Hepsi bizim çocuklarımızdır.
Yaşanmakta olan bu sorun, aklıselimle çözümlenmelidir. Ayrımcılıklarla, haksızlıklarla ve engellemelerle bir yere varmak olanaklı değildir.
Geleceğimiz olduklarını her fırsatta söylediğimiz gençlerimize karşı, vicdanlarında yaşamları boyu olumsuz iz bırakacak, yanlı davranışlardan vazgeçmeliyiz. Gençlerimizi evrensel hukukun, temel hak ve özgürlüklerine uyumlu, eşit koşullara uygun bir ortamda yetiştirmeliyiz.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DİNÎ BAYRAMLARIMIZ
27/11/2009
Asırlardır bu bayramları kutlarız. Bayramlar hepimiz için özel günlerdir, güzel günlerdir. Çocukluk yaşlarımızın renkli ve güler yüzlü günleridir.
Hemen her bayramın gelişinde, bir soru öne çıkar. Eski bayramlar nasıldı? Bu soruyu yanıtlayanların büyük çoğunluğu eski bayramların güzelliğini anlatırlar. Çünkü eski bayram günlerinin, monoton yaşamlarda meydana getirdiği renkli değişiklikler, bayram öncesindeki müthiş hareketlilik ve hazırlıklar, sabırsızlıkla beklenen bayram sabahlarıyla meydana gelen canlılık, herkes de unutulmaz anılar ve izler bırakmıştır.
Bayram neşe ve coşkuyla başlar. Geceden yatağın başucunda bekletilen yeni elbiseler ve ayakkabılar giyilir. Büyüklerin elleri öpülür. Bayram harçlıkları alınır. Şekerlemeler ve türlü tatlılar yenir. Eve bayramlaşmaya gelen tertemiz kıyafetli akrabalar ve onların çocuklarıyla evin havasını bir anda değiştirirler. Bu süreçte herkes daha bir hoşgörülü, neşeli ve sevecen olur.
Gene bayram günlerinin kendine özel tertemiz giysileriyle mahalle görevlileri ve misafirleri vardır. Onlar da bayramı kutlamaya ve bahşişlerini almaya gelirlerdi. Bekçi, postacı, sucu, davulcu, çıraklar ve komşu çocukları bu grubun öncüleriydiler.
Bayramlarda aile boyu ziyafetlere gitmek ve ailece gelenleri de ağırlamak böylece dostlukları tazelemek gönülleri hoş etmek de, bayramın adetlerindendi.
Benim çocukluğumdaki bayramlardan hatırladığım şimdi ise görülmeyen, rozet takma âdeti vardı. Tertemiz giyimli okul çocuklarının birinin boynunda rozet sepeti (Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Hava Kurumu gibi) diğerinin de boynunda kumbara bulunurdu. Çocuklar size büyük saygıyla yaklaşırlar, bayramınızı kutlarlar ve toplu iğneli rozeti yakanıza iliştirirlerdi. Siz de kumbaraya dilediğiniz miktarda parayı atarak bu sosyal hizmeti yerine getirirdiniz.
Bayramların hiç kuşku yok ki en güzel yanlarından biri de, yaşlı aile büyüklerinin ziyareti olurdu. Onların ellerini öperken, yüzlerinde ve gözlerinde oluşan mutluluğun, sevecenliğin, gururun ve sevincin tadını, onların size sarılmalarında hissedebilir ve duyabilirdiniz.
Sokağın en önemli esnafı, bakkalıydı. Dönemin bakkalları küçücük işyerlerinde, mahallelinin hemen hemen tüm gereksinmelerini yanıtlayabilecek çeşitli ürünleri satarlardı. Ancak, bayramlarda dükkanların görüntüsü değişir ve güzelleşirdi. Çocuklar için çıngıraklı çember, eyüp oyuncakları, topaçlar ve horoz şekeri gibi oyuncaklar sergilenirdi. Dükkanın içinde pırıl pırıl kavanozlarda rengarenk akide şekerleri çocukların çekim merkezi olurdu. Ayrıca gene türlü renkleriyle ayrı ayrı fanuslarda kendine özgü ölçüsüyle satılan kolonyalar yer alırdı. En meşhurları, “Farukî” marka olanlarıydı. Örneğin, menekşe-mor, sümbül-sarımtrak, gül-pembe, leylak-beyaz ve saire gibi.
Günümüzde bayramlarımız, büyük bir çoğunlukla geleneklerimize uygun olarak kutlanmaktadır. Ancak genellikle büyük kent merkezlerinde, bayram günlerini tatil amaçlı değerlendirmeler olmaktadır. Bu durumu da günümüzün değişen yaşam koşullarına bağlı olarak hoşgörü ile karşılamamız gerekmektedir.
Gerçekte, bayramlarımız gene özlerine uygun olarak tüm gelenekleri ve vecibeleri yerine getirilerek, huzur ve mutlulukla idrak edilmektedirler.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ESKİ ZAMANLARDA BAYRAM ÖNCESİ HAZIRLIKLAR
17/11/2009
Eskiden bayramlar, monoton yaşamın hareketlendiği renklendiği özel günlerdi. Bayram öncesi yapılması geleneksel ve zorunlu bir seri işler vardı.
Örneğin, bayram temizliği, alış verişi, dikişi, hamamı, tıraşı, yemeklerin tatlıların, şerbetlerin hazırlanması, bahşiş ve ikram şekerlemelerinin gözden geçirilmesi gibi.
Bu noktada bazı esnaflar için başlıklar açmamız gerekir. Mesela berberlere bayram öncesinde çok iş düşerdi. Bayrama tıraşlı girmek geleneği vardı. Babalar ve çocuklar mutlaka tıraş olurlardı. Ayrıca terziler de, müşterilerinin bayramlıklarını yetiştirebilmek için yoğun bir çalışma dönemine girerlerdi. Hamamların da, bu süreçte gündüzden gece yarılarına kadar, müşteri kabul ettikleri görülürdü.
Aile içinde de, yapılması çok önemli işler vardı. Çöpçüler, davulcular, postacılar ve bekçiler gibi mahallenin önemli hizmetkârlarına özel hediyelerin verilmesi âdetten olduğundan, bunların hazır edilmesi gerekliydi. Ailenin uzakta bulunan fertleri, akrabaları ve dostları için de tebrik kartları seçilir, alınır, yazılır ve postaya verilirdi.
Evlerin dışlarında da, belediyelerin çalışmaları ve gözle görünür hizmetleri vardı. Sokaklar temizlenir, yoğun kabristan ziyaretlerinin huzur içinde gerçekleşebilmesi için her türlü tedbirler alınır, yollar düzeltilirdi. Ayrıca, bayram yerleri hazırlanır, çarşı pazar denetim altında tutulurdu. Bayramlarda çocuklar için hazırlanan alanlarda, ip cambazları, hokkabazlar yanı sıra dönme dolapçılar, atlıkarıncacılar ve salıncakçılar yer alırdı. Buralarda pek çok satıcılar da geçici olarak bulunurdu. Horoz şekercisi, macuncu, çekirdekçi, leblebici, simitçi, turşucu, pamuk helvacı, şerbetçi, baloncu vesaire gibi. Bu gezginci esnafın kontrol altında tutulması için tedbir alınırdı.
Her mahallede görülmezdi amma şimdilerde hiç rastlanmayan bir âdet vardı. Büyük ve şöhretli içkili lokantaların sahipleri, bayramın ilk gününde önemli, hatırlı müşterilerinin evlerine büyük bir titizlikle hazırlanmış seçme yemeklerden ve mezelerden oluşan bir tepsi gönderirlerdi. Tepsilerin üstü kar gibi beyaz tülbent ile kaplanır ve müessesenin en genç hizmetkârları tarafından taşınarak adreslerine teslim edilirdi.
Bayramlarda radyo ile gazeteler ve mecmualar da özel yayınlara yer verirlerdi. TRT o zamanın tek radyosuydu. Bayram özel programını hazırlardı. Bayram boyunca usta sanatçıların yer aldığı, güldürü ağırlıklı skeçlerle süslü eğlence programları ile şöhretli şarkıcıların konserleri halka sunulurdu.
Zamanın yazılı basını, bayram haber ve mesajlarıyla halkın bayramını kutlar, eğlenceli eklerle yayınlarını zenginleştirirdi.
Mizah mecmuaları ise unutulmaz hoşluklarla dolu güzel nüshalarını sunarlardı.
Bütün bu hazırlıklarla bayram günlerine kavuşulurdu.
Geçen yüzyılın ilk yarısına rastlayan çocukluk ve gençlik yıllarımdan, zihnimde kalan anılarım böyle…
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ELMA AĞACI VE ŞEYTAN
3/11/2009
Sonbaharın en güzel meyvelerinden biridir. Yurdumuzun pek çok bölgesinde yetişir. Çok çeşidi vardır. Rengiyle, kokusuyla, albenisiyle ve sayısız faydalarıyla en fazla tüketilen meyvelerden biridir.
Elma ağacı cennetteki seçkin ağaçlardan biridir. Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi değişik semavi dinlerin kutsal kitaplarında yer alır. Çok önemli bir olayın yasaklı meyvesini taşıyan ağaçtır.
İnsanların atası Adem ile Havva’ya, Allah (c.c.) elma ağacının meyvesini yasaklamıştır. Daha önce Allah’ın buyruğuna karşı çıkarak Adem’e secde etmediği için cennetten kovulan iblis yani şeytan, Havva’nın aklını çelmek için sahneye çıkar.
Şeytan yılan şekline girerek, her fırsatta Havva’yı, yasaklanmış meyveyi yemeye özendirir ve onu suça teşvik eder. Sonuçta Havva dayanılmaz bir arzu ile elmayı koparır. Hem kendi yer hem de Adem’e yedirir. Böylece cennetin tek yasağını çiğneyen Adem ile Havva cennetten kovulurlar. İnsanlığın ilk günahı ve suçu böylece işlenmiş ve cezası verilmiş olur.
Bu olay, pek çok sanatçının, edebiyatçıların, ozanların, ressamların ve heykeltıraşların çalışmalarına esin kaynağı olmuştur. Bu konudaki sayısız eserler günümüze kadar ulaşmıştır.
Hiç kuşku yok ki, Allah, Adem ve Havayı özenerek lekesiz ve tertemiz kulları olarak yaratmıştır. Ne var ki şeytanın onları aldatması, kandırması, tahrik etmesi onların günah işlemelerine neden olmuştur. İblis, o günden günümüze Adem ile Havva’nın torunlarına da musallat olmuştur. Ancak izinsiz yenen elmanın yerine insanları kandırmak için başka semboller bularak kışkırtıcı hilelerine devam etmektedir .
Havva anamızın dayanılmaz bir arzu ile yemek istediği elma, aslında masum bir meyvedir. Tüm kötülükleriyle şeytan hala görevini sürdürürken, elmanın tarihsel bir hatanın sembolü olarak anılmasını kabullenmek pek içimize sinmemektedir.
Tadı, kokusu ve görüntüsüyle mevsimini güzelleştiren elma, olsa olsa kötülüklerin, fenalıkların, ihtirasların, aymazlıkların, hırsların ve zararlı tüm arzuların kamuflajı olan, masum bir meyve olabilir. Diğer bir değerlendirme ile de, şeytana bile pabucunu ters giydiren insanların cirit attığı günümüz dünyasında, elma sembolünün önemli görevi halen devam etmektedir. Hatalarımızın cezasız kalmayacağını o güzel yüzüyle bize hatırlatmaktadır.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ
19/10/2009
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 20 Ekim 1953 tarihinde aldığı kararla 20 Ekim gününü “Dünya Çocuk Günü” olarak ilân etmiştir. Bu karar sonrasında bütün Birleşmiş Milletler (BM)ülkeleri her yıl ekim ayının ilk pazartesi günü “Dünya Çocuk Günü”nü kutlamaktadırlar.
1979 yılında BM tekrar bir kararla çocukların haklarını teminat altına alma gereğini duymuştur. Bu konudaki görevi de, BM kendine bağlı “UNICEF” isimli (United Nations Children’s Fund-Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu- kuruluş tarihi 1954) dünya çocuklarına yardım teşkilâtına vermiştir.
UNICEF bütün dünya çocuklarının haklarını kollamak, iyileştirmek, eğitimlerini ve sağlıklarını gözetmek amacıyla faaliyet göstermeye başlamıştır. Ülkemiz de bu kuruluşun üyesidir. Ve üstlendiği görevleri yerine getirebilmek için gerekli çalışmaları sürdürmektedir.
Çocuklar bir ulusun geleceğidir. Ümididir. Her millet çocuklarına ve gençlerine, olanakları ölçüsünde en iyi sağlık ,
eğitim, öğretim ve yaşam koşullarını hazırlamaya özen göstermelidir.
Her aile çocuklarının sağlıklı, erdemli, mutlu olmasını ve iyi yetişmelerini ister. Bu nedenle de, hayatlarında uygar ve saygın kişiler olmaları için imkânları ölçüsünde hiçbir özveriden kaçınmazlar.
Hiç kuşku yok ki, günümüzde ülkemizde ve dünyada aileler ve sorumlu görevliler, yeni nesillerini geçmişe göre daha bilinçli daha çağdaş olanaklarla ve yüksek teknolojinin ürünleriyle, araç ve gereçleriyle destekleyerek yetişmelerine çaba göstermektedirler.
Yaşadığımız zaman kesitinde, hızlı ve olumlu toplumsal değişimlere neden olan veya olması beklenen bilimsel ve teknolojik bulgulara uyum sağlayabilmemiz, genç kuşaklarımızın bilgili ve uygar aydınlar olmalarıyla mümkün olacaktır.
Yeryüzündeki bütün çocuklar birbirlerine benzerler. Var olan ayrılıklar ise, bizim, onlara verdiğimiz eğitim ve öğretimdir, aktardığımızı davranışlarımızdır ve kendi alışkanlıklarımızla onları etkilememizdir.
Aile, okul ve sosyal çevre olarak çocuklarımızı yarınlara hazırlamamız hepimizin başlıca görevi olmalıdır. Onlara gereken her türlü desteği, yardımı, ilgi ve özeni göstererek, çocuklarımızı aydınlık yarınlara ulaştırmalıyız.
20 Ekim Dünya Çocuk Günü kutlu olsun.